EnYukarı

Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır.

2017 Haziran ayında Konya Genç Komek Yaz Kurslarında öğrencilere "İnanç Esasları" adı altında ders verdiğimiz 7 haftalık programı başkaları da istifade eder düşüncesiyle burada paylaşıyoruz. Ders içerikleri ehl-i ihtisas bir ekip tarafından hazırlanmıştır.

1. Ramazan-ı Şerif ve orucun hikmetleri

2. Allah’ın Varlığı, Birliği Ve Aynı Anda Birçok İşi Yapması

3. Öldükten sonra tekrar dirilme ve ahiret hayatı niçin vardır?

4. Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır.

5. Peygamberliğin gerekliliği ve Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğinin delilleri

6. İbadet Ve Namaz

7. Helal ve sağlıklı beslenme (Yediğimiz ve içtiğimiz Helal Olmalı)

 

KUR’AN’IN ALLAH KELAMI OLMASININ DELİLLERİ VE MUCİZELİĞİ

Sevgili Gençler,

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'i insanların hem dünya hem de ahiret mutluluğunu sağlayacak emir ve yasakları bildirmek için göndermiştir. İnsanlar Kur’an’a uyarak hayatlarını düzene koymuşlar ve mutlu olmuşlardır. Kur’andaki emir ve yasakların tam olarak uygulandığı Peygamber efendimiz döneminin Adı SAADET ASRI olmuştur. Kur’an’a uymayanlar ise hüsrana uğramışlardır. Biz Müslümanlar da Kur’an‘a uyduğumuz zaman ferah ve zengin bir topluluk olduğumuza, onun hükümlerinden ayrıldığımızda ise sıkıntılı durumlara düştüğümüze geçmişimiz şahitlik eder.

Bu dersimizde Kur’an’ın Allah’ın kelamı yani sözü olduğunun ve mucize olduğunun bazı delillerini sizlerle paylaşacağız.

KUR'AN-I KERİM

Kur’an deyince aklınıza ilk gelen nedir?

Kur’an nelerden bahseder?

Kaç ayettir, ne zaman indirilmiştir?

Kur’an’a tabi olmak yani emir ve yasaklarını uygulamak bize ne kazandırır?

Kur’an’a hürmet nasıl olmalıdır? gibi sorular sorulabilir

KUR’AN ALLAH’IN KELAMIDIR

Bütün peygamberler hakkı tebliğ ettiklerinde, peygamberlik davasıyla ortaya çıktıklarında insanlar kendilerine hemen onlara çeşitli sorular sormuşlardır.

Siz büyük bir davada bulunuyorsunuz, Allah'ın elçisi olduğunuzu söylüyorsunuz, nereden bileceğiz? Sizler de bizim gibi bir insansınız hem içimizde doğdunuz, sizleri biliyoruz. Bu tarz da sorular sormuşlar ve sözler söylemişlerdir.

İşte bu sorular karşısında onlar peygamber olduklarını ve kendilerine gönderilen kitabın Allah’ın kelamı (sözü) olduğunu ispat etmişlerdir. Bunun ispatı ise mucizelerdir.

Mucizeler, Cenab-ı Hakk tarafından peygamberlere verilen ve onların elçi ve resul olduğunu gösteren işaretlerdir. Cenab-ı Hakk, elçisine vermiş olduğu bu harikalar ile onların davalarını tasdik etmiştir. Yani Cenab-ı Hakk, “bu kulum benim elçimdir. Onun için normal olan adetimi değiştiriyorum ve onlara sizlerin yapamayacağı harikalar veriyorum.” İşte bu harikalara biz mucize diyoruz. Mesela normalde bir taş konuşmaz, ama birisi eline aldığı taşın konuşup kendisinin peygamberliğini tasdik edeceğini söylerse ve dediği gibi olursa bu o zatın bir mucizesi olduğu gibi O zatın da peygamber olduğu konusunda akıllarda bir tereddüd kalmaz.

Peygamber Efendimizin (sav) en büyük mucizesi Kur'ân-ı Kerimdir.

Peygamber Efendimizden (sav) önceki peygamberlerin mucizeleri o zamanda kalmış ama Peygamber Efendimizin (sav) mucizesi olan Kur'an’ın mucizeliği şu anda da devam etmektedir. Kur'an insanları her zaman ikna etmektedir.

HZ. MUHAMMED (ASM)

Kur’ân’ın Allah kelamı olduğunun en büyük bir delili Hz. Muhammed (asm)’dır. Peygamberimiz Efendimiz (asm), Kurân'ın emir ve yasaklarını herkesten önce kendisi uygulamıştır. Ve Kurân'ın hükümlerine herkesten daha fazla itaat etmiştir. Mesela; savaşta, en zor anlarda bile geri çekilmemiş, en ön safta canı pahasına korkusuzca savaşmaya devam etmiştir.

Namaz ibadetinde de insanlar arasında namaza en düşkün olan yine kendisiydi. Hatta, namaza olan düşkünlüğüyle sabahlara kadar namaz kılmış, ayakları şişmesine rağmen ibadetine devam etmiştir.

Yine, adalette, hırsıza uygulanan cezada:

"Kızım Fatıma (ra) bile olsa elini keserim." buyurarak Kurân'ın hükümlerine olan bağlılığını göstermiştir."

İşte Peygamber Efendimiz (asm); akraba ilişkileri, ibadet, cihat, adalet, takva gibi her konuda herkesten ziyade Kurân'ı nokta nokta, harf harf, kelime kelime harika bir şekilde uygulamasıyla Kurân'ın kendi sözü ve hükümlerinin kendi koyduğu hükümler olmadığını, Allah’ın kelamı ve hükümleri olduğunu ispat etmiştir.

Peygamberimizden sonra başta sahâbeler olmak üzere âlimler, evliyalar, asfiyalar ve sâlih insanlar Kur’ân’a uyarak bu seçkin vasıfları onlar da almışlardır. Sahâbelere, peygamberlerden sonra en büyük makamı kazandıran Kur’ân’dır. Âlimler, ilimlerini Kur’ân’dan almışlar. Evliyalar, Kur’ân’a uyarak Allah’ın dostu olmuşlar. Hatta fen âlimleri dahi bazı buluşlarını Kur’ân’dan istifâdeyle yapmışlardır. Kur’ân, bütün insan tabakalarının ihtiyaçlarını karşılamış, onlar için ilim, hikmet ve hakîkat kaynağı olmuştur. Böylece yetiştirdiği insanlar cihetiyle de Kur’ân’ın Kelamullah olduğu yani Allah’ın sözü olduğu ortaya çıkar.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) ASRI

Peygamberlerin getirdikleri mucizelerin bulundukları asırlarla alakalı olduğudur. Yani her bir peygamber geldiği asırda önemli olan hadise ne ise onunla alakalı mucizeler göstermiştir.

Mesela Musa (as) ın sihirbazlarla mücadelesi var. O zaman sihir çok kullanılmış. Musa (as) sihirbazlarla mücadele ederek mucizeler göstermiş ve sihirbazlar aciz kalmış ve güç yetirememişler. Sihirbazlar bu mucize karşısında anlamışlar ki “bu insan işi olamaz” ve secdeye kapanmışlar. Çünkü sihirbazlar sihir nedir ne değildir iyi bildiklerinden görmüş olduklarının mucize olduğunu sihir olmadığını bilmişler.

İsa (as) zamanında tıp ilmi çok etkili iken, İsa (as) anadan doğma körleri iyileştirmiş ve tıp ile alakalı mucizeler göstermiştir. Bunlar hep Allah'ın izniyle olmuştur.

Peygamber Efendimizin (sav) zamanında en rağbetli olan şeyler şiir, hitabet, edebiyat ve belagat idi.. Pek çok hatipler, edebiyatçılar yetişmiş ve söz söyleme sanatı o zamanda çok ileri gitmişti. Böyle bir ortamda Kur'an’ı işittiklerinde bunun insan kelamı olmadığını bildiler. Bu hiç insanların konuşmalarına benzemiyor ve olağanüstü bir söz, bizler böyle bir söz işitmedik demişlerdir. Elbette altını kıymetini en iyi sarraf bilir. Bu edebiyet uzmanı insanların, “bu Kur’an insan sözüne benzemiyor, onların sözlerinin çok üstündedir” diye olan itirafları Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun en büyük delillerinden biridir.

KUR'ANIN BİR BENZERİNİ GETİREMEMİŞLER

Kur'an nazil olduğunda hepsine müthiş bir tesir yapıyor. Adeta şok oluyorlar. Bazıları Kur'anı işittiklerinde iman etmişler ve kabul etmişler ama bazıları da kabul etmeyip iman etmemişlerdir. İşte iman etmeyenlere Kur'an meydan okuyor. ‘Ey insanlar, bizim bu kulumuza indirdiğimiz Kur'anın Allah’ın sözü olmasında bir şüpheniz varsa haydi siz de onun benzeri (Kur'anın) bir sure getiriniz. (bir tek sure). Eğer bunu yapamazsanız ki asla yapamayacaksınız, o zaman yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten korkun’. Onları çok şiddetli tehdit ediyor. Halbuki sadece bir suresinin benzerini getirip Peygamberimizin davasını çürütebilirlerdi. Ama zor olan, can ve mallarını tehlikeye sokan kılıçla mücadeleyi tercih etmişlerdir. Demek ki Kur’ana bu cihetle benzer getirememişlerdir. Çünkü Kur’an insan sözü değil, Allah’ın kelamıdır.

Kur'an nazil olduktan sonra Müseylemetül kezzab denen bir şair, Kur'ana benzer bir sure getirmeye çalışmış. Kur'ân’ın fil suresindeki konuyu ve Karia suresinin nazmı yani ölçüsü ile yapmış (El filü mel filü vema edrake mel filü) Ama başarılı olamamış. Çocukları bile güldürmüş. Tarihlere “Yalancı Müseyleme” diye geçmiştir.

Kur'an’a hiçbir süette benzer bir sure getirememişlerdir. Demek bu insan sözü olamaz. Bu Allah Kelamıdır. Allah'ın sözüdür. Taklit etmek mümkün değildir.

KUR’ANIN BELAĞATİNE KİMSE YETİŞEMEZ

Kur'an’ın nazil olduğu (indiği) ilk günlerde Kabe’de altın harflerle yazılmış şiirler bulunuyordu. Buna Muallakat-ı Seba deniyordu. Bu şiirlerden birisi Şair Lebid'in idi. Lebid’in kızı, babasının şiirini Kabe duvarından indirmiş. Babası niçin indirdiğini sorunca, kızı demiş ki Kur'an a karşı bu şiirin bir kıymeti kalmadı.

Şair Lebid Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olunca şiiri bırakmış. Demişler ki niçin bıraktın? Şair Lebid de Kur'an olunca şiirin bir kıymeti kalmadığını ve şiire olan ihtiyacını Kur'an'dan aldığını söylemiştir.

Bedevi bir Arap, Kur'an’dan 'فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرْ ayetini duyunca secdeye kapanmış. Müslüman olmayanlar demiş, eyvah biri daha Müslüman oldu. Demişler; sen de mi Müslüman oldun. O bedevi demiş. Hayır. Ben bu ayetin belagatine secde ediyorum. (Yani güzel ve harika üslubuna )

KUR'AN DİĞER KİTAPLARDAN ÜSTÜNDÜR

Kur'an, insanların yazmış olduğu bütün kitapların üstündedir. Demek ki Kur'an’ın diğer kitaplardan farklı olarak bir özelliği var ki üstündür. Bu da Allah’ın kelamı yani sözü olmasıdır.

Bir insanın Kur'an’ı dinlediği vakit kulağa hitap eden o güzel sedası, akıcılığı, harflerindeki ahenk, tatlılık, kalpte yüksek duygular uyandırması gibi haller Allah’ın sözü olduğunun açık bir ispatıdır.

İki his ile insanlar sözlerini Kur’an’ın sözüne benzetmeye çalışarak kitaplar yazmışlardır. Düşmanları onu çürütmek için sözlerini ona benzetmeye çalışmışlardır. Onun benzerini ortaya koymaya çalışmışlardır. Kur’an’ın dostları ise onun güzel üslubunu taklid etmeye çalışmışlardır. Fikirlerin uç uca eklenmesiyle yazılan bütün bu kitaplar ortadadır. Sıradan birisi bile bunları okuduğunda Kur’an bunların seviyesinde değil diyecektir. Öyleyse iki ihtimal var; ya Kur’an hepsinin üstündedir veya umumunun altındadır. Umumunun altında olduğunu hiç kimse hatta şeytan bile diyemez. Öyleyse Kur’an bütün kitapların üstündedir. Öyleyse mucizedir.

KUR'AN USANDIRMAZ

Kurân-ı Kerim'in ifadelerinde, manasında, üslubunda, nazmında yani ölçü ve ahenginde hayret verici bir farklılık ve üstünlük vardır. Okunuşundaki akıcılık sebebiyle ağır gelmez. Az bir sesten rahatsızlık duyan hasta insanın kulağına Kur'ân hoş gelir, sıkıntı vermez ve asla usandırmaz.

Kurân'ı inceleyen dâhi edebiyatçılar "Kurân'ın öyle bir tatlılığı ve tazeliği var ki, insan sözüne benzemez." demişlerdir. Çok meşhur bir yazarın dahi, kıymetli bir eserini ikinci defa okumak çoğu zaman usanç verir. Hâlbuki Kur'ân 15 asırdır usandırmaksızın tekrar tekrar okunmakta ve hakikatli bir tatlılık, hayret verici bir tazelik ve harika bir gençlik ortaya koymaktadır.

Kur’an usandırmaz dedik. Mesela latin harfleriyle yazılmış, okuyabildiğiniz ama anlayamadığınız Fransızca bir kitap düşünün. Sıkılmadan sonuna kadar okuyabilir misiniz? Mümkün değil okuyamazsınız. Ama çoğumuz arapça bilmediğimiz ve Okuduğumuz Kur’an’da nelerden bahsedildiğini anlamadığımız halde defalarca Kur’anı hatim ediyoruz. Ve bu bize asla bıkkınlık vermiyor. İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri tam 7000 defa Kur’anı hatmetmiş. Zaten Kur’an eğer bıktırsaydı evvela bu büyük insanı bıktırmalıydı. Bu özellik Kur’an’da varsa demek Kur’an mucizedir, Allah’ın kelamıdır.

Elbette her an kendisinden istifade edilen ve ifade tarzındaki özelliklerini şu an inmiş gibi muhafaza eden ve usandırmayan bir kitap insan sözü olamaz.

GAYBDAN DOĞRU OLARAK HABER VERİR

Her hangi bir insan, bir kitap yazmaya çalışsa, hem geçmişten hem gelecekten doğru olarak bahsedemez. Bizler için hem geçmiş hem gelecek hem de bilmediğimiz bütün şeyler gaybdır. Kur’ân’ın gelecekten verdiği haberlerin doğru çıkması, geçmiş kavimlerin hallerini görürcesine haber vermesi ve verdiği haberlerin olaya uygun olması ve sonradan yapılan araştırmalarla doğrulanması gösteriyor ki insan sözü değildir.

Mesela, Hazret-i Musa’ya (as) uyanların denizin yarılması ile kurtulması ve Firavun ile askerlerinin suda boğulmasını anlattığı yerde Firavun’un cesedini koruyacağını ve sonra insanlara ibret olması için ortaya çıkaracağını ifade eden “(Ey Firavun!) Bugün artık senin (boğulan) cesedine necat (kurtuluş) vereceğiz (sâhile atacağız) ki arkandan gelenlere bir ibret olasın!” (Yunus, 92) sözü sonra gerçek olmuştur. Kızıldeniz’de 20. yüzyılda secde hâlinde bir ceset bulunmuştur. Kur’ân’ın gelecekten verdiği haberler de doğru çıkmış ve çıkmaya devam ediyor.

Mesela, Mekke’nin ve Hayber’in fethini, Rumlarla İranlıların yapacağı savaşta Rumların gâlip geleceğini, Bedir savaşından önce müşriklerin mağlup olacaklarını, Peygamberimiz (asm) ile sahâbelerin korkmadan Mekke’yi ziyâret edip umre yapacaklarını önceden bildirmiş ve daha sonra bunlar aynen çıkmıştır. İslâm’ın kuvvetlenerek bütün dinlere üstün geleceğini, daha Mekke feth olmadan önce haber vermiş ve bir asır geçmeden İslâmiyet, batıda Fransa içlerinden doğuda Hindistan’a kadar yayılarak bu haber gerçekleşmiştir. Daha bunun gibi pek çok gelecek ile ilgili verdiği haberleri aynen çıkması Kur’ân’ın hak olduğuna önemli bir delildir.

DÜNYA İHTİYARLIYOR, KUR’AN GENÇLEŞİYOR

Hiçbir beşer sözü veya kitabı her yönden 1400 sene kendisine mürâcaat edilen bir kaynak olamaz. Çünkü insanların yazdığı kitaplar, kendileri gibi yaşlanıp eskimeye mahkûmdur.

Fakat üzerinden 1400 sene geçtiği halde her gruptan insanlar, çeşitli sebeplerle her devirde, her asırda, her zamanda Kur’ân’ı okuyup ona mürâcaat ediyorlar. Kur’ân, bütün zamanlardaki insanların ihtiyaçlarına cevap veriyor. Ortaya koyduğu hükümler, meseleler eskimiyor, vakti geçmiyor. Her asırda bütün insanların ihtiyacı olan hayatî mevzuları ders veriyor.

Vakti geldikçe, o asrın ihtiyaçları ortaya çıktıkça Kur’ân’ın o ihtiyaçlara cevap olacak işâretleri de taşıdığı fark edilerek o devalar Kur’ân’dan alınabiliyor.

Âlimler, ilimlerini ondan alıyorlar ve almaya devam ediyorlar.

Vâizler vaazlarını ve nasihatlerini ondan yapıyorlar ve yapmaya devam ediyorlar.

Duâ edecek kimseler duâsını Kur’ân’dan öğreniyor. Hastalar şifaları için ona mürâcaat edip okuyorlar veya okutuyorlar.

Bilim adamları dahi bazı buluşlar için Kur’ân’dan istifâde ediyorlar. Bütün bunlar, Kur’ân’ın gençliğini ve tazeliğini gösterir. Bu da onun hak olduğuna delil olur. Evet, zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor.

KUR’ANDAKİ İLİMLER İNSANÜSTÜDÜR

Kur’ân şu kâinattan ve içindekilerden ve yaratılışın başlangıcından öyle bahseder ki bütün âlemleri yaratmayan ve şu kâinat binasının ustası olup her an her şeyi göremeyen birisi o şekilde bahsedemez.

Hem Cenâb-ı Hak, kendi kitabında kendi zâtını, sıfatlarını ve isimlerini ve icrâatlarını öyle bir tarzda anlatıyor ki, ancak, Allahu Teâlâ Hazretleri kendini öyle mükemmel surette anlatıp ders verebilir.

Âciz ve küçücük bir insanın Âlemlerin Rabbini kendi aklıyla bu şekilde tanıyıp keşfetmesi mümkün değildir.

Kur'ân’ın nâzil olduğu yirmi üç sene gibi çok kısa bir süre içerisinde bütün hukuk çeşitlerini adâletle ortaya koyması onun bir insan sözü değil, Allah sözü olduğunu açıkça ispat eder.

Hem Kur'ân cennet ve cehennemden öyle bahseder ki, insan okuyunca gerçekten çok etkileniyor. Cennetle alâkalı âyetleri okurken sanki yaşıyor gibi lezzet alıyor ve oraya olan şevki artıyor. Cehennemle ilgili âyetleri okurken de ciddi şekilde korkuyor ve endişeleniyor. Bir insanın hiç görmediği âhiret âlemlerini bu şekilde bilmesi ve anlatması mümkün değildir.

Hem ancak fenlerin gelişmesi ile ortaya çıkan; denizlerde tatlı ve tuzlu suyun birleşmemesi, göklerin devamlı genişletilmesi ve dünya semasının koruyucu bir tavan olması gibi Kur’ân’ın bin beş yüz sene evvelden bahsettiği öyle fennî konular var ki, o dönemdeki bir insanın kendi başına onları bilmesi imkânsızdır. Demek Kur’ân Yüce Yaratıcının kelamıdır, sözüdür.

İşte Kur’ân, bunlar gibi daha pek çok öyle yüksek ilim ve hakîkatlerden ve o kadar çok çeşit meselelerden bahsediyor ki, bir insanın onları kendiliğinden bilmesi ve bu şekilde ifade etmesi imkânsızdır. Hem bu kadar farklı meseleler bulunmasına rağmen içinde hiçbir çelişki bulunmaması gösteriyor ki Kur’ân insan kelamı değil, Allah Kelamıdır.

KUR’AN BÜYÜK BİR DEVRİM YAPMIŞTIR

Kur’ân indirilmeden önce başta Arab Yarımadası olmak üzere dünyada koyu bir cehâlet ve zulüm hüküm sürüyordu. Zayıf insanlar, kuvvetlilerin zulmü altında azab çekiyor, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek gibi son derece çirkin âdetler ve ahlâksızlıklar almış başını gidiyordu.

Kur’ân’ın indirilmesinden sonra bütün bu insanlık dışı çirkinlikler mucizâne bir şekilde sona erdi. Kur’ân’ın iksiri ile toplumların üzerindeki karanlıklar birden bire dağıldı. Kur’an o asra manevi bir güneş gibi doğdu. Çok kısa zamanda, önce Arab toplumu bütün kötü âdetlerinden arındı. Câhiliyet devri mutluluk asrına döndü.

Ardından bir asır geçmeden Kur’ân’ın nuru bütün Ortadoğu, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Orta Asya gibi hâkim olduğu çok geniş topraklarda ve toplumlarda aynı büyük inkılabı gerçekleştirdi. Üstelik bu değişim yalnız siyasî-sosyal hayatta değildi, insanların akılları, kalb ve ruhları dahi tamamen değişiyordu.

Bir toplumdan sigara gibi bir alışkanlığı kaldırmak kolay olmuyor. Devlet birçok önlem almasına rağmen tam başarılı olamıyor. Kur’an indirildikten sonra kötü ahlakların yerine öyle güzel ahlakları koymuş ki insanın içine işlemiş. Kur’an, insanların güzel ahlakı kazanmasında rehber olmuştur. Bu durum ispat eder ki Kur’an Allah’ın kelamıdır. (sözüdür) Asla insan sözü olamaz.

KUR’AN, KOLAY VE ÇABUK EZBERLENİR

Yüz binlerce kişinin özellikle çocukların, kısa zamanda, birbirine karıştırmadan, kelime kelime Kur’ân’ı ezberleyip hâfız olması ve baştan sona kadar ezberden okuması gerçekten çok dikkat çekicidir. Öyle bir kitap düşünelim ki, bizim dilimizde olmayıp başka bir dilde olsun. Hem karıştırmaya sebep olabilecek, birbirine benzeyen çok ifadeleri olsun. Hem 600 sayfadan fazla olsun. Elbette böyle bir kitabı ezberlemek çok zordur. Küçük çocukların ezberlemesi ise daha da zordur.

Dünyada bu büyüklükte ve bu kadar çok ezberlenen başka bir kitap yoktur. İşte küçücük çocukların Kur’ân’ı bu şekilde kolayca ezberlemesi, Kur’ân’ın mucizeliğine ve Kelamullah olmasına yani Allah’ın sözü olmasına bir delildir.

KUR’AN, BÜTÜN İNSANLAR İÇİN ŞİFADIR

Şu âyetlerde Kur’ân’ın şifa olduğuna işâret edilmiştir. “Hem Kur’ân’dan öyle şeyler indiriyoruz ki, O mü’minler için bir şifa ve bir rahmettir.” (İsrâ, 82), “Ey insanlar! Muhakkak ki, size Rabbinizden bir nasihat, gönüllerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidâyet ve bir rahmet (olan Kur’ân) gelmiştir.” (Yunus, 57), “De ki O (Kur’ân) iman edenler için bir hidâyet ve şifadır.” (Fussilet, 44)

Peygamberimizin hem kendisine hem de bazı rahatsız ve hasta olan kimselere Kur’ân’dan Âyete’l-Kürsî, Felak, Nâs, Fâtiha gibi bazı sûre ve âyetleri şifa için okuduğuna dâir rivâyetler vardır. Ayrıca buna dâir pek çok kıssa ve hâtıralar anlatılır.

Bir hadiste, Hz. Aişe (radıyallahuanhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Kul hüvallahu Ehad’i ve muavezeteyn’i (Felak ve Nâssûreleri) okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi”. (Buharî, Fedâilu’l-Kur’ân, 14; Müslim, Selâm, 50)

Bedîüzzaman Hazretleri buna işaretle “Demek o hurufların (harflerin) okunmasıyla ve yazılmasıyla maddî ilaç gibi şifa ve başka maksatlar hâsıl olabilir.” diyor.

Hatta bizler de bazen bunu tecrübe ediyoruz. Ve faydasını görüyoruz. Kur’ân, beden ve cisim için şifa olmasıyla birlikte aynı zamanda ruhî ve mânevî şifadır ki, o da, kişinin sağlam bir iman üzere olup ruhî hastalıklardan ve sapkınlıktan uzak, istikâmet ve hidâyet üzere olmasıdır.

Ayrıca, hasta olan veya ölüm döşeğinde olan birisinin yanında az bir ses dahi onları rahatsız ettiği halde; Kur’ân okunduğu zaman onlara tatlı gelmesi ve rahatlamaları da başka bir delildir. Hâşâ Kur’ân, insan sözü olsaydı, hastalara böyle tatlı ve hoş gelmezdi. Onlara şifa olmazdı. Ölüm döşeğindeki kişilere okunduğu zaman büyük bir azap gibi olurdu. Demek ki Allah’ın Kelamıdır.

KUR’AN’DA TEVAFUK HARİKASI VARDIR

Kur’ân’ın lafızları, mânâları mucize olduğu gibi yazısında da harikalar vardır. Bunlardan birisi bütün sayfalarının âyet başıyla başlayıp âyet sonuyla bitmesidir. Hâlbuki âyetlerin uzunlukları farklı farklıdır. Tek kelimelik, birkaç kelimelik âyetler olduğu gibi, yarım sayfalık hatta bir sayfalık âyetlere kadar pek çok uzunlukları vardır. Buna rağmen hiçbir sayfanın sonunda bir âyet bölünerek diğer sayfaya geçmez.

Yazısındaki diğer bir hârikası ise Tevâfuk harikasıdır. Tevâfuk, birbirine denk gelme veya uygun olma mânâsındadır. Bedîüzzaman Hazretleri’nin emriyle talebelerinden Ahmet Hüsrev Altınbaşak Efendi'nin yazdığı Kur’ân’da bu ortaya çıkmıştır.

Kur’an’da bulunan toplam 2806 adet “Allah” lafzı ve 846 âdet Rab lafzı ile aynı kökten gelen kelimenin bazı müstesnalar hariç birbiriyle tevafuk etmesidir. Kur’an’ın 604 sayfasının çoğunda “Allah” lafzı tekrarlı olarak geçmektedir. Bu lafızlar, her sayfada ya alt alta, ya karşılıklı sayfalarda üst üste, ya da bir yaprağın iki sayfasında sırt sırta gelmekte, ya da sayfalar arasında birbirine tevafuk etmektedir. Rab, Kur’an ve Resul kelimelerinde de aynı tevafuk olduğu gibi daha başka tevafuk çeşitleri de vardır. Bu da bu işin tesâdüf olmadığını gösteren ve Kur’ân’ın Hak olduğuna başka bir delildir.

‘Gözüyle görmediğine inanmakta zorlanan’ böyle maddeci bir asırda, Kur’an’ın yeni bir harikası daha görünerek, adeta “işte gözünüzle de görün” denilmiştir. Kur’an’ın şanına yakışır bir şekilde, O’nun her asra hitab ettiği gibi; yazısı dahil olmak üzere bütün yönleriyle de harika olduğunu ispat etmiştir.

Kur’an’ın Allah’ın kelamı olması ve birçok yönüyle mucize olması gösteriyor ki Rabbimiz bizlere hem dünya hem de ahiret saadeti için rehber bir kitap indirmiştir. Bu kitap ne diyor, hem öğrenmek hem de hükümlerini hayatımızda uygulamak Müslümanlar olarak önemli bir görevimizdir. Bunu yaparken de ölçümüz Peygamber Efendimiz (sav) nasıl yapmış ise onun gibi yapmak ve ona uymaktır. Böyle yaptığımız zaman Allah’ın sevgili bir kulu olmuş oluruz.

Rabbim bizleri, bu dünyada Kur’an’ın emir ve yasaklarını uygulayan ve sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetine uyan kullarından eylesin. Amin.

 

İnanç Esasları Dersi ile ilgili sunuları Altınbaşak Derneği web sitesindeki bu adrese tıklayarak indirebilirsiniz.


Fiemanillah...


Görüntülenme

Bu makale 917 defa görüntülenmiştir.

Yayın Tarihi

11 Şubat 2017 Cumartesi

Pdf olarak görüntüle

Yazıcı çıktısı

Rastgele makale