EnYukarı

İnanç Değerlerimiz Allah'a, Ahirete, Yeniden Dirilmeye, Haşre ve Peygamberlere İman Delilleri

Bu makalemizde Cenab-ı Hakk'ın eserlerinden yola çıkarak Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat etmeye çalışacağız. Yani tevhid hakikatine işaret edeceğiz. Fakat İman hakikatleri kainattaki en önemli hakikatler olmasıyla beraber anlaşılması da en zor hakikatlerlerdendir. Çünkü oldukça soyut bir kavramdır. Bunun için ben de bazı basit temsiller yoluyla bu ince hakikate işaret edeceğiz. Bundan dolayı "neden bu kadar basit örnekler veriliyor" demeyelim. Çünkü o örnekler aslında çok yüksek bir hakikate, tevhid hakikatinin uçları ve ona işaret ettiği için aslında çok ehemmiyetlidir.

EyupMert.Com

Her Şey Allah’ı Gösteriyor

Evet, kainattaki her şey bize Allah'ı gösterir. Onun varlığına ve birliğine işaret eder. Ama biz alışkanlık perdesiyle baktığımızdan gözümüzün önündeki bazı hakikatleri göremiyoruz. İnşallah bu makalemizde o alışkanlık perdesini bir derece yırtmaya çalışacağız.

EyupMert.ComGüzel bir sanat eseri gördüğümüzde merak ettiğimiz ilk şeylerden biri, o eseri kimin yaptığıdır.  Mesela bir resim gördüğümüzde bunu kim yaptı diye kendimize sorarız. Çünkü biliriz ki o resim, tesadüf eseri olamaz. Elbetteki o resimin bir ressamı vardır.

EyupMert.ComÇünkü her eser sanatkârını gösterir. Onu yapanın özelliklerini anlatır.  Mesela bir cep telefonu, onu yapan mühendisi gösterir. Hem basit bir iğne bile bir ustasız olamaz. Çünkü bir sanatı vardır. Sanat, sanatkarsız olamaz.

EyupMert.ComBir saray varsa onu yapan biri de mutlaka olmalıdır. Saray bir plana göre yapılmışsa demek ki plan yapmayı, proje çizmeyi bilen biri bu sarayı yapmıştır. Bu saray, sanatlıdır. Öyleyse sanattan anlayan birisi ancak bu sarayı bina edebilir. Bu saray, güzel nakışlarla süslüdür. Demek ki nakıştan, güzellikten, incelikten haberi olan birisi bu sarayı yapabilir. Bu saray, insanlar için yapılmıştır. Öyleyse bu sarayın mimarı, insanların ihtiyaçlarını, zevklerini bilen ve yerine getiren biri olmalıdır. Biz mimarını gözümüzle görmesek bile bir saray; planıyla, sanatıyla, harikalığıyla ustasını, mimarını bizlere gösterir, tanıttırır ve anlatır. Tesadüf işi değildir.

EyupMert.ComAynen öyle de içinde yaşadığımız şu dünyamız, muhteşem bir saray gibidir. Bu sarayın tavanı, tebessüm eden yıldızlarla donatılmış muhteşem gökyüzüdür. Tabanı ise doğudan batıya her gün tazelenen ağaçlarla, çiçeklerle süslendirilmiş; canlılarla şenlendirilmiş yeryüzüdür. Güneş, bu sarayın aydınlatıcı bir lambası ve ısıtıcı bir sobasıdır. Bahar mevsimi nimetleriyle, lezzetleriyle insanların önüne konulmuş bir rızık sofrasıdır. Yağmur yüklü bulutlar, canlıların susuzluklarına koşturulan bir rahmet süngeridir. Bir ambar gibi içi rahmet hazineleriyle dolu olan dağlar, bu sarayın muhteşem direkleridir. Rüzgârlar, canlıları serinleten, bulutları esintisiyle gezdiren klimalar gibidir.

Kudreti sonsuz olan Allah’tan başka kim bu harika işleri yapabilir? Rahmeti sonsuz olan Allah’tan başka kim bu kadar hoşa gidecek çiçekleri ve meyveleri bolca ihsan edebilir? İlmi sonsuz olan Allah’tan başka bu mükemmel yaratılış kime verilebilir?

EyupMert.ComSonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki Allah, kâinattaki her şeyle bizlere kendini tanıttırmakta ve bildirmektedir. Kur’an-ı Kerim,“Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır.”[Câsiye suresi, 3. ayet.] ayetiyle bu gerçeğe dikkat çekmektedir. Öyleyse insana düşen vazife, Rabbimize işaret eden bu kadar sayısız delilleri ibretle düşünmek, onun ne kadar yüce olduğunu görmektir. Böylece insan Allah’ın her şeyin tek sahibi olduğunu anlayacak, O’nun rızası doğrultusunda bir hayat sürecektir.

EyupMert.Com Evet, Allah'ın eserlerinden bazılarına bakalım. Mesela Sema aleminde pek çok galaksiler vardır. O galaksilerden birisi de bizim galaksimiz olan Samanyolu Galaksimizdir. İçinde bulunduğumuz bu galakside tam 17 milyar gezegen vardır ve bu gezegenler sürekli haraket halindedir. Gezegenler, güneşlerinin etrafında, güneşler ise galaksi çekirdeği denilen büyük başka bir güneş etrafında dönmektedir. Halbuki bu gezegenler arasında itme, çekme kuvvetini varken bu kadar mükemmel bir düzen içindeki bu faaliyetleri, elbette bize bir düzenleyici gösterir. Yoksa bunlardaki bu düzen tesadüfen olması mümkün değildir. Bir düzen varsa elbette bir düzenleyici vardır.

Hem dünyamıza baktığımızda görülecek ki, bir atmosferle çevrilmiş. Eğer atmosferimiz olmasaydı, biz nefes alamazdık, hayat da olmazdı. Hem karaların ve denizlerin yerleşimine bakıyoruz. Yine mükemmel bir düzen içindedir. Hem karalara bakıyoruz. Eğer sert kaya gibi olsaydı, biz insanlar olarak oraya ekip biçemezdik, tarla ekip mahsul kaldıramazdık. Hem çok yumuşak olsaydı, bütün karalar denizlerin istilasına uğrardı. Demek ki bu dünyadaki bu mükemmel düzen, elbette bir düzenleyici bize gösteriyor.

Hem Cenab-ı Hakk'ın diğer mahlukatına bakalım. Ağaçlar, kuşlar, balıklar ve diğer bütün hayvanların ekolojik sistemde bir vazifesi var. Eğer o hayvan türlerinden birini o ekolojik sistemden alıvericek olsanız, dünyadaki bütün düzenin bozulduğunu görürsünüz. Elbetteki bu düzen, bize Cenab-ı Hakk'ı işaret eder.

EyupMert.Com Bütün fen bilimleri, kendi alanlarında mükemmel bir düzen, hassas bir ölçü ile yaratılışın olduğunu gösterir. Allah, kainata öyle bir düzen ve nizam koymuşki, insanlar bu düzeni ve nizamı keşfettikçe onları kategorilendirip bilim dalı haline getirmiştir.

EyupMert.ComMesela kimya, maddenin yapısını incelerken; tıp ilmi, insanın vücudunu inceler. Astronomi ise galaksileri, yıldızları ve gezegenleri inceler. Neticede her bir fen bilimi, kendi alanında Allah’ın yarattığı şeylerden yola çıkarak Rabbimizi bildirir ve tanıtır. 

EyupMert.ComMaddenin yapısını inceleyen kimya bilimi, Allah’ı bildirir ve tanıtır. Mesela, ilaç sanayiinde çalışmalar yapan bir kimyagerin laboratuvarını düşünelim. Bu laboratuvarda yüzlerce hammaddelerin bulunduğu kavanozlar vardır. Laboratuvarda üretilen ilaçlar,bu kavanozlarda bulunan maddelerden çok hassas ölçülerle alınarak hazırlanmıştır. 

Bu ilaçlardan herhangi birini incelediğimizde o ilacın 0,1 mg A maddesinden,0,3 mg B maddesinden, 0,15 mg C maddesinden ve bunlar gibi pek çok farklı özelliklerdekive oranlardaki maddelerin bileşiminden oluştuğunu görürüz. Bu maddelerkendi kendilerine tesadüfen bir araya gelerek bu ilacı oluşturamazlar. İlacın oluşabilmesi için, akıl, şuur ve ilim sahibi bir kimyager gerekmektedir. Bu faydalı ilaç, ancakbu şekilde ortaya çıkabilir. Eğer o maddeler biraz eksik veya biraz fazla olsa, o ilaç,ilaç olma özelliğini kaybedecektir.

EyupMert.ComAynen bunun gibi, yeryüzü de büyük bir laboratuvar gibidir. Her bir bitki ise, o laboratuvarda çok hassas ölçülerle yaratılan birer ilaç gibidir. Mesela insana çok faydaları olan üzümün, yapısındaki maddeler o kadarharika bir kıvamdadır ki, bu maddeler biraz fazla veya biraz eksik olsa, üzüm, üzüm olma özelliğini kaybeder. Şimdi, bu salkım görünümündeki üzümün tane tane dizilişi,yeryüzündeki o şuursuz maddelerin işi olabilir mi? Üzümün çok lezzetli olan tadı, akılsız maddelerin ürünü olabilir mi? Üzümün, insan sağlığına olan faydasını, merhameti olmayan,şuursuz maddeler düşünebilir mi? Elbette ki hayır! Üzümün yapısındaki bütünmaddeleri bir ölçü ve düzen içinde ayarlayan bir kimyager olmalıdır ki üzüm vücuda gelebilsin. Şüphesi ki o kimyager de ilmi, kudreti ve rahmeti sonsuz olan Allah’tır. İşte Rabbimiz, yeryüzü laboratuvarında binlerce çeşit maddelerden mükemmel olarakmeyve ve sebzeleri yaratıyor. Kimya bilimi, kimyagerlerin varlığına delil olduğu gibi,şu harika yeryüzü laboratuvarı da mükemmel ürünleriyle Allah’ın varlığına delildir.

Hem bu üzüm bitkisine baktığımızda, çok güzel bir rengi, kokusu ve insanlara çok büyük faydaları var. Üzümün çıktığı yere bakıyoruz, kuru bir toprak. Bu üzümün bu vaziyete girmesi için ilim, irade, kudret gerekirken toprakta bunların hiç biri yoktur. Zaten toprak hiç merhametli olabilir mi? Hiç ilim, kudret sahibi olabilir mi? Elbetteki hayır. Çünkü toprak, çok basit bir maddedir. Bu özellikler onda bulunmaz.

İşte toprağın bu kadar basit bir madde olması, hem ondan çıkan üzüm ağacının mükemmel olması, üzümü yapanın o toprak olmadığını ancak Allah olduğunu bizlere gösteriyor. Hem anlıyoruz ki o toprak, sadece bir sebebtir ta imtihan sırrı koyulmuş olsun. Allah'a itaat etmek isteyen insanlar, "bunu Allah yapmış. Elhamdülillah" desin. Rabbine şükretsin. İsyan etmek isteyen insanlar da bunu toprak yaptı, doğa yaptı, tabiat yaptı desin de Rabbine itaat etmesin. İşte imtihan da zaten böyle olur. İnsan aklına kapı açan bir sebeb olması lazımdır.

EyupMert.ComMakine bilimi Allah’ı bildirir ve tanıtır. Mesela pek çok makinelerden oluşan bir fabrika düşünelim. Bu fabrikadaki makineler, ortak bir gaye için çalışırlar. Her bir makine, farklı bir vazife görerek fabrikanın genel gayesine hizmet eder. Eğer bütün makineler birbiriyle çatışmadan, tam bir uyum içinde çalışmazlarsa o fabrikadan beklenen gaye gerçekleşmez. Böyle mükemmel işleyen bir fabrika şüphesiz ki, o sistemi planlayan,içindeki makineleri düzenleyen, bütün makineleri ortak bir gaye etrafında toplayan bir fabrika kurucusu zatı gösterir. 

EyupMert.ComAynen öyle de her bir canlının vücudu da mükemmel bir fabrika gibidir. O canlının içinde, makineler gibi çalışan pek çok farklı sistemler ve organlar vardır. Mesela sinir sistemi, dolaşım sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi ve boşaltım sistemini oluşturan pek çok farklı organ ve dokular beraber aynı gaye için çalışırlar. O gaye de, o canlının hayatının devamıdır. İşte bir fabrika, kendisini planlayıp yapan ve işleten bir zatı gösterdiği gibi, her bir canlı da mükemmel işleyişiyle kendisini yaratan Allah’ı gösterir ve tanıtır.

EyupMert.ComBaşta demiştik!  Her şey Allah'ı gösteriyor. Yazımızı buraya kadar okuduysanız, inşallah o alışkanlık perdesini bir derece yırtmış olduk. Aslında her şeyin Cenab-ı Hakk'ı bize işaret ettiğini göstermiş olduk.

EyupMert.Comİnsan İnanmaya Muhtaçtır! Her insan hayatını gözden geçirse son derece güçsüz ve birçok şeye ihtiyacı olduğunu anlar. İşte insanın yaratılışında var olan bu acizlik ve muhtaçlık yüce bir zata inanma ihtiyacını açık bir şekilde göstermektedir.

EyupMert.ComÂdem Aleyhisselam’dan günümüze kadar bütün toplumlar yüce bir varlığa inanma ihtiyacı duymuşlardır.Dünyanın her tarafındaki faklı toplumlara ait ibadethaneler de buna kesin bir delildir. Demek ki inanmak, insanın en büyük ve mühim ihtiyaçlarından biridir.

EyupMert.Comİnanmak insana kuvvet, ümit, huzur ve güven verir. İnanan insan bilir ki, başına gelecek olan musibetler, sıkıntılar Rabbi'nin ona bir imtihanıdır. Eğer imtihanı başarıyla geçse Rabbi'nin mükafatına kavuşacaktır.

Ama inanmayan insan için durum hiç de iç açıcı değildir. İnanmayan insan, her şeyin tesadüfen olduğunu ve her an başına bir musibetin çarpacağını düşünür ve sürekli sıkıntı içinde bir hayat geçirir. Onun nazarında her şey rastgele ve gayesiz meydana geldiğinden kalbi, ruhu azab içinde kalır.

EyupMert.ComAllah’a iman eden yalnız değildir. İnsan, yaradılışı itibariyle âcizdir ve kâinatta olup biten her şeyle alakadardır. Bu alaka nedeniyle pek çok şeyi sever, onlara bağlanır. Hâlbuki sevdiği, bağlandığı şeylerin zarar görmesi ve onu terk etmesi insanı devamlı incitir, huzursuz eder. Hiç kimse sevdiklerinin vefat etmesini istemez. Ama böyle bir şey olursa imanlı insan ile inanmayan insanın karşılaştırılması şöyledir:

İnanan insan için, ölüm bir terhistir. Vazifeden paydostur. Bir tebdil-i mekandır. Yani yer değiştirmektir. İnanan insan, bir vefat durumunda şöyle der: "Evet benim çok sevdiğim annem vefat etti. Ama Allah var. O merhametlidir. İnşallah bizden daha iyi yaşar" der. O azabı 10'dan 1'e iner.

Fakat inanmayan insan için durum böyle değildir. Çünkü o, ölümü yokluk olarak görüyor. Ölümü  bir bitiş, bir son, bir dağılma zanneder. Onun için vefat eden bir sevdiğinin haberini alınca dünya başına yıkılır. Çünkü onun yok olup gittiğini zanneder. Hem kendi de bir gün öleceğini düşününce kahrolur. Daha cehenneme girmeden cehennem azabı çekmeye başlar.

EyupMert.ComHayatta, insanın hoşuna gitmeyen ve ona zarar veren şeyler pek çoktur. Büyük küçük, her şey ona ilişir, onu etkiler. Mesela insan, şiddetli bir depremden ürktüğü gibi basit bir hastalıktan da kaygılanır. Bir kuyruklu yıldızın dünyaya çarpmasından korktuğu gibi bir mikroptan da korkar. İnsanın, korktuğu ve endişe ettiği şeylerin çoğundan kendini korumaya gücü yetmez.

Hiçbir insan, başına bir bela ve musibetin gelmesini istemez ancak bir belaya, bir musibete düştüğü zaman da elinden bir şey gelmez. Mesela insanın deprem, sel gibi afetlere karşı yapacağı çok şey yoktur. Kendisine hastalık veya ölümün gelmesini engelleyemez.

İşte böyle çaresiz hâldeki bir insan; öyle birine sığınmalı ki bütün bu sebeblere boyun eğdiren biri olsun ve sebeblerinin kendini aciz bırakmasından kurtulabilsin. Evet insan, acizliğine merhamet edecek ve korktuğu şeylerden onu kurtaracak bir zata muhtaçtır. Böyle bir zat ise her şeye gücü yeten Allah (cc)’tır.

EyupMert.Com Madem o var her şey var.

Allah'a inanan insan için her şey var hükmündedir. Çünkü o canlılar, vefat ettiklerinde yok olup gitmiyorlar. Sadece bu alemden başka bir aleme gidiyorlar. İnanmayan insanlar için ise bütün canlılar, yok hükmündedir. Çünkü onlar, her şeyi yok olup gitmeye mahkum yetimler hükmünde görür. Bütün kainat onun için bir matemhanedir. Ruhu, kalbi azab içinde kalır.

İnsan, aciz olduğundan daima dayanacak ve sığınacak bir yer arar. Sınırsız ihtiyaçları olduğundan kendisine yardım edecek birini talep eder. Kısacası insan, Allah’ın kudretine sığınmaya ve rahmetinden yardım istemeye mecburdur. Bütün bu nedenlerle bir olan Allah’a inanmak insan için hem bir ihtiyaç hem bir zorunluluktur.

EyupMert.Com Her insan kendi vicdanına baksa, "ebed ebed" diye haykırdığını işitecektir. Evet, insanlar olarak mutlu ve sonsuz bir hayat istiyoruz. Ama içinde bulunduğumuz dünyaya bakıyoruz ki, dünya aslında bu ihtiyacımızı karşılaması için yeterli değil. Çünkü en başta dünyanın kendisi sonsuz değil, hem bizim ömrümüz sonsuz değil, hem sevdiğimiz insanlar, sonsuza dek bu dünyada yaşayamıyorlar.

Demek öyle bir zata tabii olalım ki, bizim bu şiddetli ihtiyacımızı tatmin etsin. Evet, Cenab-ı Hakk, bize Cenneti vaad etmiş. Vaad ettiyse elbette yapacaktır. Çünkü onun vaadinden dönmesi imkansızdır. Cennete girebilmek ancak Allah'ın emrettiklerini yapmakla, yasakladıklarından kaçmakla mümkün olmaktadır. O zaman biz Rabbimize her daim itaat etmeliyiz.

Bir Temsil: Anne rahmindeki bir çocuk incelendiğinde görülür ki o bebeğin milyonlarca güzellikleri görebilecek gözleri vardır ama o karanlık ortamda kullanamaz. Harika işlerde kullanabileceği, koşabileceği ayakları vardır, lakin o küçücük yerde koşamaz. Mükemmel özelliklere sahip bir dili vardır, fakat orada tadamaz ve konuşamaz. O bebeğin çok fonksiyonel elleri vardır, ancak o dar yerde kullanamaz. Çeşit çeşit sesleri işitip ayırt edebilecek kulakları vardır, ama duyamaz. İşte böyle bir bebeğin bu hali gösterir ki o mükemmel gözlerini, ayaklarını, dilini, ellerini, kulaklarını tüm imkânlarıyla, rahatça kullanabileceği dünya hayatı gibi bir yer olmalıdır. Ta ki bu mükemmel organlar boşa yaratılmamış olsun. Eğer böyle bir yer olmazsa bu organların verilmesi anlamsız olmaz mı?

Aynen insan da bu bebeğe benzer. Çünkü her bir insan dünyanın sonlu ama istek veihtiyaçlarının sonsuz olduğunu vicdanıyla hisseder, bilir. Bu istek ve ihtiyaçlarının dakarşılanmasını ister. Hâlbuki görülüyor ki insanın sonsuza uzanan bu istek ve ihtiyaçlarıdünyada tam olarak karşılanamamaktadır. İnsan ise bunları karşılayamayacakkadar aciz ve güçsüzdür. İnsanın sahip olduğu şeyler de sadece kabre girene kadarelinde kalmaktadır.

EyupMert.ComDemek insanın sonsuz arzularını karşılayacak daimi bir yaratıcı olmalıdır. Ve o yaratıcının ebedi bir âlemi olmalıdır. İşte o âlem de cennettir. İhtiyaçlarımızı bu dünyada mükemmel olarak karşılayan Allah, elbette ahirette de daha güzel bir şekilde sonsuz yaşama arzumuzu karşılayacaktır. Nihayeti olmayan bu kabiliyetlerimizi tam kullanabileceğimiz cenneti bize verecektir.

EyupMert.Com Bu dünya ve ahiret yolculuğumuzda sonsuz ihtiyaçlarımızı, ancak nihayetsiz kudret sahibi Allah karşılayabilir. 

EyupMert.Com İnsanlık Peygamberlere Muhtaçtır! Özellikle tartışmalı konularda uzman olan kişilere itibar edilir. Onlar dinlenir. Manevi meselelerde ise peygamberler o meselelerin uzmanlarıdır. Demek ki insanlar olarak peygamberleri dinlememiz gerekir.

EyupMert.Comİnsanlar, bilmedikleri şeyleri öğreten bir öğretmene nasıl muhtaç ise iman, ibadet, ahlak konularını öğreten bir peygambere de muhtaçtırlar.

EyupMert.ComRabbimiz,insanlara, hak yolu göstermek, onları dünya ve ahirette mutlu edecek kuralları bildirmek ve insanların kendi akıllarıyla cevap bulup anlayamayacakları konuları açıklamak için peygamberler göndermiştir. 

Karıncayı emirsiz, arıyı kraliçesiz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbette insanları peygambersiz bırakmaz.

EyupMert.Com Peygamber şu üç müdhiş ve müşkil soruya cevap vermişlerdir:

Necisin?

Nereden geliyorsun?

Nereye gidiyorsun?

Aklı başında olan her insan, bu soruları kendine mutlaka sormuştur. Bu sorulara doğru cevap verenler, huzur bulurlar. Bu sorulara tatmin edici cevap veremeyenler ise, ruhani sıkıntılara ve azablara düçar olurlar. "Bu suale, benî-âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev'-i beşere vekaleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:"

'Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar(ışıklı) varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir(yeniden dirilme) yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re's-ül malımız(sermayemiz) olan istidadlarımızı(yeteneklerimizi) nemalandırmaktır(geliştirmektir).'

EyupMert.ComPeygamberler; Allah’ın, insanlar içinden seçtiği elçileridir. Yüce Allah, peygamberlere insanların muhtaç olduğu bilgileri “kitaplar” ve sahifeler denilen “suhuflar” vasıtasıyla haber verir.

Allah, peygamberlerin doğru söylediklerini tasdik etmek için onlara mucizeler vermiştir. Mucize, aciz bırakan demektir. Yani insanlık, mucizeleri yapamaz ancak taklid edebilir. Cenab-ı Hakk, mucizeyle kendi koyduğu bir kanunu değiştirerek, bunu yapanın ancak Allah olabileceğini bizlere gösterir. Bu sayede mucize gösteren peygamberin doğru söylediğini insanlara isbat eder. Mesela, Hz. Musa(a.s.) asasıyla taşa vurarak, 12 gözünden 12 çeşme akıtması, Hz. İbrahim(a.s.)'ın ateşe düştüğü halde yanmaması, Hz. Muhammed(a.s.m.)'ın parmağının işaretiyle ayı ikiye bölmesi gibi. Cenab-ı Hakk has bir kulu için kendi koyduğu kanunu değiştirerek peygamberlerini tasdik etmiştir.

EyupMert.ComDört büyük kitaptan Tevrat, Hz. Musa (as)’ya; Zebur, Hz. Davud (as)’a; İncil, Hz. İsa (as)’ya indirilmiştir. Bu üç semavi kitap, insanlar tarafından tahrif edilmiş (bozulmuş), özgün hâli korunamamıştır.Son kutsal kitap olan “Kur’an-ı Kerim” ise Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)’e indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimize (sav) indirildiği şekliyle bugüne kadar bozulmadan ve hiçbir değişikliğe uğramadan gelmiştir ve kıyamete kadar da Yüce Allah tarafından ilk indiği hâliyle korunacaktır.

EyupMert.ComÖldükten Sonra Başka Bir Hayat Var

Bir konunun uzmanı, o konuyu diğer insanlardan daha iyi bilir. Tartışmalı bir konuda başkalarının değil, uzmanların sözlerine bakılır. Manevi meselelerin uzmanları da enbaşta peygamberlerdir. Rabbimiz, dünya imtihanında yüz yirmi dört bin peygamberi elçi olarak görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, davalarının hak olduğunu gösteren kutsal kitaplar, mucizeler ve örnek hayatlarıyla sonradan dirilmenin gerçekleşeceğini haber vermişlerdir.

Peygamberlerin her biri öncelikle Allah’ın varlığını tebliğ ettikten sonra ahiretin geleceğini de haber vermiştir. Çünkü Allah bu kâinatı kendini tanıtmak ve bildirmek gayesiyle yaratmıştır. İnsanları da iman ve ibadetle bu gayeyi yerine getirsinler diye imtihana tabi tutmuştur. Peygamberleri ise bu dünya imtihanında insanlara doğru yolu göstermeleri için göndermiştir. Eğer ahiret olmazsa hem kâinatın hikmetle yaratılışının, hem bütün peygamberlerin elçi olarak gönderilişinin, hem peygamberlerin getirdiği kutsal kitapların en önemlisi de dünyadaki imtihanın anlamı kalmaz.

EyupMert.ComRabbimizin kâinatta yansımalarını gördüğümüz bütün isim ve sıfatları, ikinci dirilişi ispatlayan birer delildir. Meselâ, bu isimlerden terbiye edici anlamındaki “Rabb” ismi ahireti gerektirir. Çünkü Rabbimiz kâinatıkendini tanıtmak ve sevdirmek gibi yüksek gayeler için yaratmıştır. Elbette iman ve kullukla yaratılış gayesine uygun yaşayan müminlere, Rabbimizin bir mükâfatı olacaktır. Diğer yönden ise Allah’ı tanımayan, gönderdiği peygamberlere uymayan ve kâinatın yaratılış gayesini inkârla reddeden inkarcılara de bir cezası elbette bulunacaktır.

Mesela Rabbimizin hikmet sahibi anlamındaki “Hakîm” ismi, yine ahiretin varlığını gerektirir. Çünkü etrafımıza dikkatle baktığımızda her şeyin yaratılışında bir gaye ve fayda gözetildiğianlaşılır. Varlıklarda harika bir sanat,mükemmel bir düzen göze çarpar. İşte bütün bunlar Rabbimizin son derece hikmet sahibi olduğunu gösterir. Dünyada her şeyi böyle bir gaye ve fayda çerçevesinde yaratan bir Allah, ahireti yaratmayarak dünyanın kuruluşundaki gayeleri boşa çıkartmaz. Eğer ahiret olmazsa, dünyada yaratılan her şey anlamsız olur. Hiçbir şeyi hikmetsiz, boş yere yaratmayan Allah da, manasız bir şeye müsaade etmez.

Rabbimizin adalet sahibi oluşunu ifade eden “Âdil” ismi de öldükten sonra dirilmeye başka bir delildir. Allah’ın adaletinin büyüklüğü, kullarının hak ve hukuklarını muhafazaeder. Çünkü gözümüzle görüyoruz ki her yerde mükemmel bir ölçü ve adaletle işler yapılıyor. Mesela her canlıya hassas ölçülerle vücut veriliyor, suret giydiriliyor.

Herşey yerli yerine konuluyor, canlıların yaşamaları için ne gerekiyorsa en uygun bir tarzda kendilerine veriliyor. En küçük bir canlının en küçük bir ihtiyacı unutulmuyor. Tam vaktinde yerine getiriliyor. Harika bir adaletle işler görülüyor. Hakiki adalet, haksızların cezalandırılmasını ve haksızlığa uğrayanların da haklarının kendilerine teslim edilmesini gerektirir.

Halbuki şu geçici dünyada, insanlar arasında Allah’ın sonsuz adaletine layık bir durum tam olarak gerçekleşemiyor. Zalimler zulümleriyle, mazlum kişilerse çektikleri sıkıntılarla bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Eğer ölümden sonra hesap verilecek bir yer olmazsa mazlumlar hakkında çok büyük haksızlık olacak. İşte böyle bir haksızlığın olmaması için tam bir adaletin gerçekleşeceği büyük bir mahkemenin olması zaruridir. Bu ise mahşer meydanındaki insanların hesaba çekildiği büyük bir İlâhi mahkemenin ve hakların hak sahiplerine teslim edildiği cennet ve cehennem hayatının varlığıyla mümkündür.

Ahiretin olacağına dünya hayatından deliller

Dünya hayatında, haşrin gerçekleşmesine delil olacak birçok diriliş örnekleri vardır. Allah, bizlere öldükten sonra dirilmenin pek çok numunelerini dünyada göstermektedir. Mesela, her gece uykuyla bir nevi ölürüz, her sabah uyandığımızda da tekrar diriliriz. Her kış mevsiminde dünya ölür, bahar ve yaz mevsiminde ise dirilir. Her yüzyılda bir nesil gider, yeni bir nesil gelir. Elbette her gece, her sene ve her asırda öldükten sonra dirilmenin numunelerini gösteren Allah, insanları öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.

Bu konuyu şöyle bir misalle daha iyi anlayabiliriz: Mesela görüyoruz ki bir zât, bir günde hiç yoktan büyük bir orduyu, bütün donanımıyla oluşturuyor. Sonra bu zat, ordunun askerlerini istirahat etmeleri için serbest bırakıyor. Askerler de kışlanın farklı yerlerine dağılıyorlar.

Şimdi birisi bu zat hakkında şöyle dese: “O güçlü zât bir boru sesiyle, istirahat içindağılmış olan ordunun askerlerini toplar. Taburlar tekrar onun istediği düzeni alırlar.

Buna karşı bir başka kişi de dese ki: “Hayır! Yapamaz. Mümkün değil. İnanmam.”

İnanmayan bu kişinin ne kadar akılsızca bir inkârda bulunduğu çok açık değil midir?

Çünkü o güçlü zat, bu orduyu hiç yokken kurup düzenlemişti. Bunu kolayca yapan bir zata, daha önceden düzen altına girmiş, yerleri belli olmuş ve birbirleriyle tanışmış şu askerleri, bir boru sesiyle toplamak çok kolaydır.

Evet aklen ve mantıken düşündüğümüzde bir şeyin ilk defa, hiç yoktan yapılması,sonradan ikinci defa yapılmasına göre daha zordur. İnsanlık tarihinde uçak, televizyonve bilgisayar gibi icatların ilk yapılışı zor olmuştur. Daha sonra bu cihazların dağılmış parçalarını tekrar toplayıp bir araya getirmek gayet kolaydır.

Şimdi kıyamet koptuktan sonra insanın ikinci diriltilişi de ilkinden daha kolay olacaktır.

Çünkü, yukarıdaki misalde olduğu gibi Rabbimiz insanları hiç yoktan yaratıyor.

İnsanların bedenlerindeki değişik yerlerden toplanmış, bir ordunun askerlerine benzeyen atomları, İsrâfil’in (as) boru sesiyle haşirde, dünyadayken görev yaptıkları bedenlerinde tekrar toplayacaktır. İnsanı dünyada yaptığı bütün amellerinden hesaba çekecektir. Zira insanın ilk yaratılışını yapan Allah ikinci yaratılışı yapmaktan aciz değildir.

EyupMert.ComHz. Adem(a.s.)'den Hz.Muhammed(a.s.m.)'e kadar 124 bin peygamber gönderilmiştir. Bütün peygamber ölümden sonra bir hayatın olacağını haber vermişlerdir. İnsanlık türünün en yüksek mertebesinde bulunan ve yalan söyleme ihtimali olmayan bu zatların (a.s.) hepsi Yeninden Dirilmenin bir gün geleceğinde ittifak etmişlerdir ve bu davanın altına imza basıp tasdik etmişlerdir. Madem onlar yeniden dirilmenin bir gün geleceğini haber vermişlerdir, elbette bir gün yeniden dirilme gerçekleşecektir.

Aşağıdaki videoda kış mevsiminden başlayarak aynı yerde 365 gün boyunca çekim yapılmıştır. Bunu yapan Allah, elbette yeniden dirilmeyi de yapacaktır.

Şimdi Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şübhesiz ki O, ölüleri elbette dirilticidir. Çünki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir. (Rum Suresi 50. Ayet Meali)


Fiemanillah...


Görüntülenme

Bu makale 1354 defa görüntülenmiştir.

Yayın Tarihi

11 Mart 2017 Cumartesi

Pdf olarak görüntüle

Yazıcı çıktısı

Rastgele makale